Evet, kimilerine göre Formula 1 otomobilleri pistte sadece dönüp durur. Kimilerine göre garip vızıltılar çıkarırlar. Tabii bizlere göre de o sesler, hayatımızın anlamıdır. İnsanı kendisine çeken bir büyüsü vardır. F1’e sıcak bakmayanlardan her zaman “Bu araçlar hep aynı yerde dönüp duruyor, zaten hepsi birbirine benziyor” dediklerini duymuşsunuzdur. Tabii onlara laf anlatmak da ayrı bir derttir. Fakat şunu çok açık söyleyebilirim ki F1’i zoraki izlemiş birçok arkadaşım, daha sonra bu spora kayıtsız kalamadı. Şimdilerde onların tuttukları takımları bile var.
Sözü şuraya getirmek istiyorum: F1 dışarıdan görüldüğünden çok daha farklıdır. Özellikle bunu Türkiye’deki yarış hafta sonunu yaşarken daha açık bir şekilde görüyoruz. Tabii bunu görmek için de biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Yoksa F1 hafta sonuna coşkuyla girilmiş bir atmosfer görmedik. Yine de gerek basın gerekse tüm firmalar, F1’e öyle ya da böyle yer ayırdılar. Türkiye’de çok yaygın olmayan, diğer bir ifadeyle ismini çok da duyuramamış bazı firmalar bile, sponsor olduğu takımları kullanarak pazardan pay kapmaya çalışıyorlar. İşte F1’in de diğer sporlardan ayrılan özelliği de bu: Sponsorluk gücü. Kesinlikle işin perde arkasına daldığınızda çok şaşırıyorsunuz. Sponsorların da bu gücü sonuna kadar kullanmaları çok normal tabii. Ama keşke bu, 5-6 gün değil de 365 gün sürse demeden geçemiyor insan.
F1’de kurallar koyulurken bile sponsorlar dikkate alınıyor. Sonuçta sporun yaşaması için para, takımların (ve havayla değil de parayla hayatta kaldığını düşündüğüm Bernie’nin) olmazsa olmazı. Düşünsenize otomobiller tasarlanırken, firmaların logolarının okunması bile hesaplanıyor. Ya da F1’de geçen yıllarda yapılan tek turluk sıralama turları, arkadaki otomobillerin de yarıştıklarını hatırlatmıştı izleyicilere. Günümüzdeki sıralama turlarında Spyker’ları ya da STR’leri erkanda pek göremiyoruz. Fakat önceki yıllarda her otomobil tek tek piste çıkıyordu ve bu durum küçük takım sponsorları da hayli mutlu etmişti aslında. Ama taraftarları değil...
Kısaca F1, sadece pistte 50-60 tur atıp şampanya patlatmak değil. Tamam otomobil teknolojisine direkt olarak etkisi yok ya da bir otomobil markasını aniden göklere çıkarmıyor. Ama uzun dönemde getirisi çok büyük. Ülkeler için de aynı şey geçerli. 8. virajımız kesinlikle efsanelerin arasındaki yerini alıyor. Hem de sadece 3 yarışta. Bu yüzden birkaç yılda F1’den bıkmak büyük bir yanlış. Sadece biraz sabretmek gerekiyordu. Ama umuyorum ki en azından F1’de bir şekilde sponsorluk yapan Türkiye’deki markalar, bu gücün farkına varır ve bu işten kazanç sağlarlar.
Gelecek ay görüşmek üzere,
Barbaros Devecioğlu
|